MOBİLYA’NIN TARİHSEL GELİŞİMİ
İlkçağ, Yakındoğu'da yazının bulunuşundan Batı Roma İmparatorluğunun çöküşüne kadar geçen yaklaşık 4000 yıllık dönemi kapsar. Tarih öncesi yani yazının bulunuşundan önce mobilyanın kullanıldığına ilişkin somut örneklere rastlanmaktadır. Mobilya sanatında sürekli bir çaba olarak ilk somut örnekleri Eski Mısır'da görmekteyiz. Bu nedenle zamanımız mobilya sanatının kökeni 5000 yıl önce Nil vadisinde yeşeren sanata bağlamak olasıdır.
Mısırlılar papirüs ve palmiye yapraklarından örülmüş yataklar üzerinde oturur ve yatarlardı. Bu yataklar önceleri işlenmemiş ham ağaçtan liflerle bağlanmış kaba yapılı işlerdi. Sonraları mobilya özenle işlenmeye başlandı. Ayaklara boğa ayağı biçimi, uzun kayıt uçları papirüs sapı şeklinde işlendi. Yüzeylere ince fildişi kakmalar, somya çerçeveleri genellikle deri ile örtüldü ve baş ucuna doğru divan gibi bir yükseklik verildi. Ayakucu dekupe oymalar kakmalarla zenginleştirildi.
Mezopotamya da mobilyaya ilişkin en önemli karakteristik özellik; mobilyada insan figürleri, ayaklarda aslan pençesi, kozalak biçimleri, bronz kelepçeler, sarmal metal süslerdir.
Eski Yunanlılar'ın ilk ev eşyaları çok ilkel ve basitti. Zamanla, Doğunun etkisi altında kalarak, zenginleşmeye başladı. Evlerde tunç üzerine işlemeler kazılı kerevetler, koltuklar, iskemleler, üç ayaklı sehpalar bulunur, bunlar altın, gümüş vazolarla süslenirdi. Daha sonraları ise mobilyacılık gelişti, zengin evleri sanat değeri yüksek mobilyalarla süslendi. Pompei yıkıntılarında bozulmadan kalmış ev eşyası Romalılar'ın mobilyacılığı hakkında bilgi vermeye yeter.
Batı Roma İmparatorluğunun yıkılışı üzerine İlkçağ son bulmuş ve yaklaşık olarak bin yıl sürecek Ortaçağ başlamıştır. Ortaçağın belli başlı mimari ve mobilya üslubu Roma ve Gotik diye adlandırılır. Bunun yanı sıra doğuda Bizans İmparatorluğu ile güneyde Arap devletleri, daha sonra Anadolu'da Türk Beylikleri mobilya ve süsleme sanatında ilginç örnekler sergilemişlerdir. Bizans mobilyası, biçimde oldukça basit fakat süslü işlenmiş olarak özetlenebilir.
Türk mobilya sanatından ahşap eserler arasında oyma veya dekupe (mihrap), rahle, kapı ve pencere gibi bölümler uzun ve titiz bir çalışmanın ürünleridir. Osmanlılar'ın son dönemlerine kadar masa, sandalye, büfe, komodin gibi alışılmış türden mobilyanın pek geniş kullanım alanı olmamıştır. Daha çok alçak sedirlere oturulmuş, yer sofralarında yemek yenmiş ve günlük eşya da duvarlarının üst kısımlarına dizilmiş yarı kapalı raflara, gömme ahşap dolaplara konulmuştur. Yeniçağ'ın başlarında saraylara ve konaklara giren ve daha çok batıdan ithal edilen mobilya sonraları toplum yaşamında prinç topuzlu metal karyolalar, kırma sandalyeler gibi türleriyle yer almıştır.
Ortaçağ'da Arap sanatında mobilya tanımına giren eşyaya rastlanır. Özellikle Endülüs'te arabesk süslemeli bazı kerevetler (kanepeler), alçak masalar, duvar rafları yapıldığı bilinmektedir.
Gotik mobilya sanatında, ekonomik nedenlerden dolayı marangoz ve mobilyacılar, mobilyaların biçimlenmesinde fire oranını azaltmak için eğmeçli işler yasaklanmıştır. Mobilya konstrüksiyonunda diş ve zıvana geçmeler kullanılmıştır. Geçmeler genellikle ağaç kavelalarla bağlanmıştır. Çoğu kez bazı geçmelerin dışarıdan görülmemesine dikkat edilmiştir. Menteşe, kilit ve madeni aksamın bağlanmasında kullanılan çiviler özel olarak hazırlanmıştır .
Rönesans dönemine gelindiğinde mobilya ile ilgili çok zengin örneklere rastlamamız mümkündür. Mobilyalar günümüzdeki kadar çeşitlidir. Ayrıca biçim ve oyma süslemeler açısından günümüzde bile Rönesans mobilyalarının etkisine rastlamak mümkündür. Bu dönemin en önemli mobilyaları sandık, büfe, kabine, karyola, masa, etajer, sandalye ve koltuktur. Her odanın mobilyası, kendi arasında uyum içerisindedir ve odanın iç dekoruna da uygundur.
Barok mobilya sanatının karakteri üst görünüşlere genellikle dairesel dönüşlü köşeler, ön ve yan görünüşlerde içbükey dışbükey natüralist özellikte çok süslü kıvrımlı oymalar olarak özetleyebiliriz. Barok stili mobilya yönünden zengin bir dönemdir.
Mobilyalarda genellikle simetri hakimdir. Oyma süslemeler derin olarak işlenmiş ve belirgin bir yapıdadır. Kavisler göze hoş görünecek biçimdedir.
Louis XIII stilinde bütün Avrupa ülkelerinde ilgi gören iki mobilya türü kabine ve konsollardı. XIV. Louis stili mobilyalarında daha çok oturma mobilyaları göze çarpmaktadır. Bu mobilyalarda belli başlı değişiklikler ayakların eğmeçli, arkalıkların yanlardan düz, üstte çoğunluk simetrik taçlı köşelerde yuvarlak oluşudur. Ayakların üst kısmı kabartma yaprak oymadır. Arkalıkları yuvarlak okuma koltukları yaygındır. XV. Louis stilinde ise mobilya örneklerine konakların yatak odalarında rastlanır. Karyolaların yanına başucu masası (komodin), tuvalet masası ve değişik boyda masalar konuldu .
Akla durgunluk verecek şekilde aşırı süslemelere Rokoko stilinde rastlanmaktadır. Bu stilde düz hatlara rastlamak mümkün değildir. Boya, yaldız ve deniz kabukları da süslemede kullanılmıştır .
Regence stili günümüzde de motellerde, dağ ve deniz evlerinde, bahçe mobilyasında uygulanan bir üsluptur.
XIX. yüzyılın ortalarına doğru ağaç gövdeli ilk ağaç işleme makinalarının bulunuşu ile mobilya alanında nitelik yönünden olmasa bile, nicelik yönünde bir gelişme görüldü. O döneme kadar yalnız saray ve çevresine dönük mobilya gereksinimi, sosyal değişimler ve ekonomik gelişmeler nedeniyle halk kitlelerine yayılmaya başladı.
Modern mobilya dönemine gelindiğinde ise mobilyada kullanışlılık ve rahatlık ön planda gelir. Oturma mobilyası alçak, esnek ve rahattır. Dolaplar bol çekmeceli ve kapakla donatılmıştır. Küçük konutlarda hacim iyi değerlendirilmesi gerekir. Elbise dolapları en çok elbise alabilecek şekilde hazırlanır. Üst boşlukları, gerekirse tavana kadar, bavul vb. eşya için kapatılır. Kitap dolaptan çoğunlukla kapaksızdır. Yemek masaları büyüyebilir ve ölçüleri altlarına yeter sayıda sandalye girebilecek şekilde ayarlanır. Kanepe ve divanlar genişletilerek gerektiğinde yatak olarak kullanılmaktadır.
Günümüzde mobilya gereksinimi o denli artmıştır ki, özellikle büro, okul hastane, otel, sinema gibi yerlerde daha dayanıklı mobilya yapımı bir zorunluluk olmuştur. Bu zorunluluk son yıllarda metal iskeletli mobilyaya yönelişi hızlandırmıştır. Kare, veya dikdörtgen kesitli özel mobilya borusundan dolapların iskeleti, koltuk ve sandalyelerin ayakları kaynaklı olarak hazırlanmakta ve ağaç gövde bu çatkıya cıvata ile bağlanmaktadır. Böylece genel kullanım yerlerine daha dayanıklı ve ucuz mobilya sağlanmış olmaktadır. Kuşkusuz bu tür bir çalışmada mobilya, plastik anlamda, bir sanat ürünü olmaktan çıkıp bir eşya, bir tüketim aracı olmaktadır.
iç mimarlık mobilya demektir bir neviiii
