harika, Zeynep Fadallioglu butun isleri cok guzel ve basarili...
harika, Zeynep Fadallioglu butun isleri cok guzel ve basarili...
Yeniliğe açık olmak lâzım.
Ancak cami kavramının özüne de ters düşmeden yapmak lazım bunu.
Sözde yenilikçi diye önümüze konan camilerde ne yazık ki yapılan işte bu öze ters düşmektir.
Ne mimar, ne de içmimar olmayan Zeynep Hanım'ın tasarımını tenkit ederken, anlı şanlı mimarların yaptıklarından daha vahim olmadığını da belirtmeliyim.
Gelelim hatalara:
1- Cami tasarımında süsleme esas değildir. Cami o süslemelerin, hat sanatı örneklerinin teşhir edilmesi için yapılmış bir sergi salonu değildir.
Yani ibadet amacına yönelik olarak cami inşa edilir. Sonra bu amaca ters düşmeyecek şekilde süslemeler yapılır veya yapılmaz; şart değildir. Klasik camilere girdiğinizde bu süslemelerin ve yazıların mihrap bölümünde yoğunlaştığını görürsünüz. Oysa burada tam tersi. Mihrap üzerinde hiç bir yazı ve süsleme yokken, göz hizasında tüm çevre alabildiğine yazı ve süsleme ile tıka basa dolu. Hem de içeri girer girmez dikkati doğrudan bu şeffaf yazı (Kuran) yüzeyleri çekiyor. Sanki o Kuran yazılarının ve süslemelerin teşhir edilmesi için yapılmış bir sergi salonuna dönüştürülmüş ibadethane. Bu, bir ibadet mahallinin ruhuna terstir kanaatindeyim. İbadethene, ibadet amacını aşmamalı. Ayrıca şeffaf cidar sebebiyle dışardakilerle içerdekilerin her an göz göze gelebilmesi ise zaten epey tartışıldı. Dahası bunun caminin akustiğini de bozduğu tesbit edilmiş.
2- Bir caminin en önemli üç iç mekân donatısı, şüphesiz ki mihrabı, minberi ve vaaz kürsüsüdür ve bunlar birbirleriyle ve tüm mekânla birlik ve ahenk içinde olmalıdırlar. Oysa burada her biri ayrı telden çalan, üstelik de mekâna aykırı duran üç farklı parça görüyoruz. Çünkü onların her biri başka sanatçılara sipariş edilmiş. Böyle bir komedi olabilir mi? Ne burası, karma sergi mi? Nerede kaldı birlik?
Diğer parçalarla arasında birlik olsa bile, mihrabın tarihde benzeri görülmemiş bir aykırılıkta "ters hilâl" şeklinde yapılmasına ise pes! diyorum. Bence orası işin dikilmiş tüyüdür.
Hem bir insan, bir caminin en önemli donatılarını başkalarına yaptırarak nasıl o caminin içmekân tasarımına imzasını attığını iddia edebilir?
Klasik camilerde bu donatıların mekân ile bütünleşmesi söz konusudur. Birini çıkaracak olursanız tasarım eksik kalır. Oysa burada mihrap, minber ve vaaz kürsüsü adeta "fazlalık" gibi duruyorlar. Dikkat edilirse mihrap ve minber, duvardaki hattı perdelemekte. Yazıyı okuyabilmek için mihrabın arkasına geçmeniz gerekiyor resmen. Adeta cami dört duvar yapılıp bitmiş, sonradan getirilip oraya konulmuş ve her an kolayca yerlerinden kaldırılabilecek seyyar donatılar gibiler. Nasıl böyle en temel ve bariz bir zaafiyet göz önündeyken bu işe övgüler dizilebiliyor anlamakta güçlük çekiyorum.
3- Mimar Hüsrev Tayla'nın projesinin onayı alınmadan bozulması ise en başta ahlâkî olarak büyük yanlış.
4- Kabuk kubbenin yere uzanan ayaklarının; dış cephede de, iç cephede olduğu gibi farklı bir malzemeyle kaplanmasını tercih ederdim. Bu sebeple dış-iç uyumsuzluğunu rahatsız edici buldum. Bu dediğim yapılsaydı, kabuk kubbe yere uzanıyormuş gibi algılanmayacaktı. Turgut Cansever'in "Kubbeyi yere koymamak" isimli kitabını tavsiye ederim herkese.
Özetle meşhur olmanın yolunun "yanlış" olanı yapmaktan geçtiğinin yeni bir örneği ile karşı karşıyayız.
Farklı ve aykırı bir şey yap da ne istersen yap!
İsterse tepeden tırnağa yanlış olsun, çağımızda prim yapıyor işte.
Yeter ki geleneğe uygun bir şey yapma.
Geleneğe bağlı kalarak istersen harikalar yarat, hakaret bile duyabilirsiniz.
Örnek mi? Kocatepe camii (Hüsrev Tayla).
Kocatepe camii harikadır demiyorum ama bana göre bundan iyidir.
Cagri tarafından (01.05.2011 Saat 01:48) değiştirildi.
Çağrı Bey Selimiye Camii deki ters laleye de karşısınız ozaman!
Ters lale başka.
Lale illâ ki dik duracak diye bir kaide yok.
Zaten o çiçek dalında da aşağıya doğru boynunu sarkıtarak durur.
Ammaa, hilâl deyince iş değişir.
Hilâl her zaman en yukardadır ve genellikle iki ucu yukarıya dönük şekilde durur alemlerde.
Bayrağımızda ise yana dönüktür ama asla aşağıya dönük biçimde kullanılmamıştır.
Bu, hilâlin sembolik yapısına terstir.
Aynı sebepden Ankara amblemi de ağır şekilde eleştirilmişti 1995 de ve eleştiriler haklıydı.
"Gerek âlâ gerek ednâ gerek şâh ü gerek kuldurCihanda hayra sa'y etmek gerek, kim ölmez oğuldur"Mimar Sinan
