Daha önce forumumuzda sık sık bahsedilmiş olan bir noktaya değinmişsiniz.
İnsanlar mimarlık ve içmimarlık mesleğine karşı genellikle böyle bir tecavüz eğilimindedirler.
İmar sınırlarının dışına çıkıldığında görürsünüz ki mimarları da kimse takmaz.
Belediyeden ruhsat almak şartı olmayınca ver kalfayla kafa kafaya, yap bildiğin gibi evini, ol kendi evinin mimarı.
Ne bir kanunî zorunluluk var, ne de bir karışan...
"Arsa benim, para benim, zevk benim, keyif benim... o halde mimar da benim!"
Zihniyet budur işte.
Buna rağmen mimarlar bu durumdan pek etkilenmiyorlar çünkü imar sınırları dahilindeki icraatları yetiyor onlara.
Görgüsüz birileri gitmiş köyüne veya şehrin dışına ucubeler dikmiş kimsenin umurunda değil.
Oysa mimarlığın imar alanı dışında düştüğü durumu, içmimarlık mesleği heryerde yaşıyor.
Hiç bir yerde bina ruhsatı alabilmek için içmimari proje zorunluluğu yok çünkü.
E zorunluluk olmayınca, içmimarla çalışmak da insanların takdirine kalmış oluyor.
Ev hanımları da içmimar oluyor, marangozlar, alçı süslemeciler, boyacılar da, önüne gelen herkes de...
Kendi kendine mimarcılık, içmimarcılık oynamanın öyle büyük bir riski de yok nasıl olsa...
Çocukların doktorculuk oynamasından bile daha az riskli
En kötü ihtimalle bir kaç sefer yıkar bozar yeniden yaparsın, "ben yaptım oldu!" dersin olur biter.
Aslında hiç de öyle değil ama öyle zannediliyor işte.
Kanunî boşlukdan istifade edip bu işi kendi kendine meslek edinenleri de olağan karşılıyorum.
Onların değil, gerekli tedbirleri almayan devletin kendisinin kabahatidir bu!
Bizim devletimizin meslekî örgütlenmeler konusunda zayıf olduğunu söylemek aslında yanlış olur.
Osmanlı'nın lonca teşkilatlarından kalma bir gelenek var çünkü.
Bizim sıkıntımız, uzmanlaşma ve dallara ayrılma süreci çerçevesinde ortaya çıkmış yeni bir dal olmamız.



9Beğeni
Alıntı ile Cevapla


